10 Mart 2009 Salı

Depeş Moğdundayım..!

Depeche Mode Tour The Universe 2009 turnesinin İstanbul ayağına katılmak isteyenlerden biri olduğumdan şimdiden manen kendimi hazırlamaya başladım bile.

Sabırsızlanıyorum açıkçası DM'yi canlı izleyebillmek için.

Sevgili dostum Erhan sayesinde depeş derinliğine dahil edebilmiştim kendimi vakti evvelinde. Violator albümünü çok sevmiştim, hatta aşık bile olmuştum.

Daha sonrasında Music For the Masses, Black Celebration derken gerçek bir depeş manyağı oluvermiştim zaten.

Songs of Faith and Devotion albümünü zaten bilmeyen pek yoktur.

Turne kapsamında olan Sofya'da da depeşi izleme imkanım tabi ki var. Fakat bilet fiyatları pek bi ucuz geldi burada :))) Sofya ayağının biletleri 40-200 leva arasında değişiyor (1 leva aşağı yukarı liraya tekabül ediyor).

İstanbul'da ise 100-300 TL arasında yanılmıyorsam. Daha pahalısı varken neden ucuza izleyeyim dedim ben de kendi kendime :P

Şaka bir yana, her yerin kendi has bir konser havası vardır ya, İstanbul'unki bambaşka güzel. Sadece onu bir kez daha yaşamak ve DM ile keyfime keyif katmak amacıyla gidiyorum bir aksilik çıkmazsa.

Depeche Mode - Never Let Me Down Again (Live)
Uploaded by goldrausch


Heyecan üst seviyelerde.!!! favit'te oku

9 Mart 2009 Pazartesi

Yere Çakıldım Yine Durulmadım

Anathema'yla uçmak üzerine bir sürü yaşanmışlık, geçmişte kalmış bir gelecek ve umutsuzluk detayı paylaşmak isterim aslında.

Fakat bu kadar da duygusallaşmayalım.

Ağır roman havasına gömülürüm aniden, ki zaten buna ramak kalmış durumda...



http://www.youtube.com/watch?v=flirafMuYZE&feature=related

Flying'in sözlerine derinden bir analiz yapılmasını tavsiye etmekten ziyade, en büyük dikkatin sözlerde yoğunlaşsın derim.

Tabi bir de, basit ama son derece ve mükemmel melodik soloya da aynı ihtimam gösterile..... favit'te oku

8 Mart 2009 Pazar

Bütün Bunlar Düş

Daldan dala konmacaya devam.

Bu sefer nadide Türk gruplarımızdan Grizu ile.

Güven Erkin Erkal kişisinin pompalamasıyla daha sık dinlemeye başlamıştım Grizu'yu lisede.



Lise yıllarının eksik ve şekillenmemiş duygu ve fikirlerine yeni bir yön çizen "urban rebel" tadında müzikal bir tattı benim için Grizu o zamanlar.

Artık nostalji.

Ama gayet de güzel böyle. favit'te oku

6 Mart 2009 Cuma

Everything's turning to blasphemy

Ne diyeyim ki, Slipknot işte.

Bazen böyle bebeliklerim tutup eskiden asi bir rurhum olduğunu hatırlarım.

favit'te oku

Decadent&Desperate

Elektronik ve metal müzik türevlerini birleştirip ortaya çok çok farklı bir harman çıkaran Mortiis'in kurucusu, babası, herşeyi Havard Ellefsen sadece aykırı müziğiyle değil kendi gariplikleriyle de tanınıyor.

Normal haliyle görenimiz yoktur herhalde kendisini. Varsa da öne çıksın... :)))



I'm going back, thinking about all the changes.

I'm going back to all those wasted years.

I see the rise and fall of the world I lived in.

This time it doesn't seem real at all.

But I took the fall and on came all the changes.

All i had could not be saved - it was far too late.

Everyone leaves. In the end.

Everything dies. In the end.

It doesn't matter how hard you hold on.

I'm going back to the times you went away.

I thought you thought that I was the monster.

I see the rise and fall of the world that I made.

I always wanted to take you with me.

And then I saw some people for the people that I thought they were.

In your painful absence.

Everyone leaves. In the end.

Everything dies. In the end.

It doesn't matter how hard you hold on.

How hard can you?

Do you want to hold on?

How hard can you?

The all leave in the end.

How hard can you?

We all die in the end. favit'te oku

5 Mart 2009 Perşembe

Gariban Görüp Mimlediler!

Esther kazanıyla gelmiş mimlemiş beni :))

Mimi yapalım, dur bakali nolcek...

Ben de sLn, Zeugma ve tim'i mimliyorum buradan...

1. Doğum tarihinizden yaşınızı çıkartın, o yıl şimdiki yaşınızda olsaydınız adınız ne olurdu????
1980 - 29 = 1951 Nebiliim ben! :P Murtaza olurdum herhalde. Ha, Niyazi var bir de o da güzel :D

2. Hangi mesleği yapıyor olurdunuz?
Mühendis ya da gasteci olurdum büyük ihtimal. Gazetecilikte fena işler yapmazdım herhalde ama mühendislikte kaldırımlardan başka birşeyden anlamazdım gibime geliyor yoksa şüphen mi var...

3. Nerede yaşamak isterdiniz?
Kesin ya Paris ya da Boston olurdu. Zira gazetecilik ve iletişim olaylarında bir tek orada gelişebilirdim. Evet dimm :))

4. İdolünüz kim olurdu?
Marilyn Monroe. Daha sonraki yıllarda Charles Manson... Ve işte böylece bir yıldız doğdu: Marilyn Manson..

5. O yıllara ait bir fotoğraf, şarkı veya söz varsa ekleyiniz.
O yıllarda Frankie'den başka ne dinleyebilirim ki :D

favit'te oku

4 Mart 2009 Çarşamba

Kanlı Canlı Deneyerek

Yaşlanma belirtileri başgöstermeye başladı galiba.

En azından eskisi gibi o düşüncesizce yapılan çılgınlıklar, fevri hareketler dinlediğim müzikte de renk değiştirmeye başladı.

Bir cazdır, rocktır, deneyselliktir kaplamış beynimi gidiyor böyle.

Son zamanlarda sadece Zappa dinliyorum. Bundan da büyük haz alıyorum doğrusu.

Eskiden çok tanımlanamaz ve asimile edilemez bir tarz gelirdi bana. Artık, herhalde o ruh halini anlayabilecek seviyeye geldim ki kendimden birşeyler buluyorum deneysel müziklerde.

Öylesine ki ruhunuz o tineycırlık sürüklenmesinden çoktan çıkmış, yirmili yaşların aşk buhranlarını ve umursamazlığını atlatmış, ben şimdi ne yapıcam dercesine gitarın asimetrik şekilde gidip gelmesinden, davulun ani ve beklenmedik vuruş ve inişleriyle titreyip kendine gelen bir yol haritası çizer sanki.

İşte bu noktada hayatın daha dolambaçlı yerine geldiğini anlar insan. Ama tatlıdır da bu dönemler, dönemeçler. Zevk almasını bilene.

Dün akşam buna benzer bir deneyimle karşı karşıyaydım. Daha geçen hafta gitmeyi
planladığımız yerin adı Swinging Hall. Maalesef geçen hafta Zone C gösterisi yalanmış gidemedik. Dün nasip oldu.

Canlı kanlı izleme niyetinde olduğumuz amcalara ise Zone C diyorlar (Зона Ц). Blagoevgrad'da okurken daha isimlerini duymuştum Boyko sayesinde. Bansko Jazz Festivali'nden (sene hatırlamıyorum) canlı performanslarını dinlemiştim. Çok iyiler demiştim sadece o zamanlar. Bu demek oluyor ki çok fazla etkileyememişlerdi beni :))
Fakat, canlı icra ettikleri parçalardan bir tanesi vardı ki etkilenmememe imkan yoktu. Yemen Türküsü'nü çalmışlardı. Sözsüz, füzyonlu ve son derece cazsal ve deneysel biçimde.
Nette bulmaya çalıştım, maalesef bulamadım.

Zone C ile alakalı, grubun davulcusu Stoyan Yankoulov'la ilgili malzemeye ulaştım sadece. Bateri, perküsyon ve her türlü vurmalı hastası bir müzik dinleyicisi olduğumdan Yankoulov'un maharetlerinden bahsedeyim size biraz.

Davuluna bu denli hakim, yaratıcı ve doğaçlamada diğer grup üyeleriyle bu kadar uyum içerisinde bir davulcu görmemiştim uzun zamandan beri. Swinging Hall denilen mekan oldukça küçük ve bir o kadar da içiçe bir bar ortamı. Gayet sıcak, herkesin birbirini tanıdığı ve beraberce eğlendiği bir ortam. Zone C de zaten sanki kendi stüdyolarında, kendi hallerinde çalıyormuş da 3-5 arkadaşı da onları izlemeye gelmiş ve herkes bu durumdan fevkalade memnun durumda.

Vassil Parmakov da aynı hünerleri piyanoda göstermekten alıkoymadı kendini. Synth denemeleri ve içten doğaçlama olarak gelen duygularını sadece müziğe değil, yüz mimiklerine de yansıttı bol bol. Sıkça da boşalan vodka bardağımı doldurun diye garip bakışlar atmaktan da geri kalmadı :))

Vesselin Vesselinov ise bas gitar ve kontrbastaki yaratıcılığıyla beni hayran bıraktı tam anlamıyla. Duygu aksının yüz ifadesine yansıması mevhumu bu şahsiyette de vardı ve sıkça seyirciyi gaza getirme görevini üstlendi kendisi.

Mart 10'da büyük ihtimalle yine oradayım.

Bu sefer, bir iki kuple birşeyler kaydetmeye çalışırım :))

Aşağıdaki linkte Yankoulov'un İstanbul'dan bir canlı performansını bulacaksınız.

http://www.youtube.com/watch?v=gx6GKdTsxsE&feature=related

Enjoy! favit'te oku